Ana içeriğe atla

Beatrice'ten Sonra Birinci Yüzyıl Inceleme

Tarihte toplumların cinsiyet dağılımına bakıldığında erkeklerin azınlığa düştüğü zamanlar olduğu bilinir. Belki de savaşan,çalışan ve bu yüzden de toplumlarda belirleyici ve önemli olan "tür" erkekler olmuştur.Kadınlarsa yine bu toplumların gözünde erkeğin tamamlayıcı unsuru ve aileninin temelini oluşturan "tür"dür.Peki tersini hayal etmeyi denesenize?

Yazar bizi olası bir felaket senaryosuyla distopik evrenine seyirci olarak çağırıyor(en arka sıradaki koltuklardan bile olsa...)

Bulunan "madde"yle birlikte SÜRÜP GİTSİN ADIN VE BİR OĞLUN OLSUN
devri başlıyor.Başta KUZEY ve GÜNEY olarak ayrılan dünyadaki "medeni" ve #girlsmatter sloganlı Kuzeyliler, özellikle bazı bölgelerde belirgin olan istatistiklere göre 20 oğlana 1 kız gibi absürd doğum oranlarıyla karşılaşmalarına rağmen sonuçlarının uzun zamandır aralarında görünmez bir duvar olduğunu düşündükleri Güneylilerin sorunu olduğunu düşünüp "bulaşmamayı"tercih ediyorlar.
Güney çöküyor,Güney düşüyor,artık kadınlar zenginlik sembolü ama her an tehlikedeler;halklar öfkeli,isyanlar,yakıp yıkmalar...

Bunların hiçbirinden etkilenmeyeceğini düşünen Kuzey,ekonomik buhranla karşı karşıya,artık yeni refah düzeyi ihtiyaçlarını giderebilmek.

Baş karakterimizin vakanüvisliği dışında gözümüze sokulan vurdumduymazlığı ise maalesef gerçek dünyadaki hemen hemen herkesin senaryodaki tek rolü.

Bir de genel olarak yazarın kitaplarında gördüğüm ufak bir eksiklik var:Karakterler çok yüzeysel işleniyor gibi hissediyorum.
Neyse yazarı tanıyan bilir,bilense zaten tanımıştır.

İyi okumalar♡

Yorumlar

  1. Amin Maalouf kitaplarında daha çok toplumlara yöneliyor ama karakterlerini de severim. Sadece bu kitap biraz daha genişletilerek anlatılmalıydı, sanki çok özet geçilmiş gibiydi ama konu mükemmeldi. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Özel olmakla birlikte bir o kadar da kapsayıcı bir başlangıç

İnsanlar neden yazar?Buna tek bir cevap vermenin imkansız olduğu su götürmez bir gerçek.Benim için ve hayatımın bir parçası haline gelen sevdiğim yazarlar için bir ihtiyaç en azında bunu biliyorum.Kendini ifade etme ihtiyacının içimizi bir kurt misali kemirirken verdiğimiz zorunlu bir karar diyebiliriz. Dünyada yaşayan 7.8 milyar insan var.Her birinin hayatımıza bir şekilde dokunabilme,yönünü saptırabilme ,farklı seçimler yapabilmemize sebep olma ihtimali var.Matematikçiler hesaplasın o oranı. Ben de o insanlardan sadece biriyim.Kendimi tanıtmaya gerek olduğunu düşünmüyorum,yazılarımı okudukça anlayacağınıza eminim çünkü. Buranın bana ne katacağını veya benim buraya katabileceklerimi önceden kestirmek çok güç.Asıl amacımsa biraz da kendimle yüzleşmek yani yazacaklarım biraz da kendime... Belirli bir konu etrafında şekillenen bir blog olmayacağının garantisini verebilirim.O an neyi paylaşmak istemişsem,içimden nasıl gelmişse...HİÇBİR yazımın herhangi bir şekilde beğen...

Yaşar Kemal ,bir de yaşar mı belli olmayan ben misal

Yaşar Kemal' i herkes duymuştur diye düşünüyorum.Özellikle benim yaşadığım toprakların bir yüz yıl kadar altta kalmış katmanlarını gün yüzüne çıkararak,dedelerimin ninelerimin hikayelerini anlatmışken bir araya gelmememiz imkansız olurdu. Yazar bir kitabı yazarken dünya görüşünü de yansıtmak zorunda,istemsiz olarak okurlar tarafından fark edilir.Siyasi,dini görüşler de aynı şekilde.Bu yüzden az hapis yatmamış bizimkisi. Tam da 17 yaşında(yani benim yaşımda)reşit bile olmadan ilk 'mahpushane deneyimini yaşamış yazdıklarından dolayı.Ya işte büyük insanlar benim yaşımda kitaplar yazıyor,devleti eleştiriyor,bir vizyonu olduğu için hapse atılıyor.O dönemdeki olayları ne oranda bilebilirim o da ayrı bir mesele. Kendimi onun yerine koymaya çalışıyorum.Çevresindeki cahillikle başa çıkmaya,din kisvesi altında insanları sömürenleri ortaya çıkarmaya çalışmış.Geçmişi ve geleceği kafasında analiz ederek bu ülke için bir şeyler yapmaya çalışmış hep merak ettiğim şeylerden biri de bu a...